Çok kültürlü, uygarlıkların harmanlandığı, dillerin birbirinden etkilendiği bir coğrafyada yaşamamıza rağmen, toplum olarak birbirimize nezaketli davranmadığımız gibi, hitap şekillerimizde; aile içinde olduğu gibi, sokakta, iş yerinde kahvede, alış verişte aynı telaffuzların kullanıldığına rastlıyoruz.

Özellikler son dönemlerde, esnaf arasında, pazar yerlerinde “hacı,” resmi dairelerde de “hoca” hitap etmeler oldukça yaygın bir hal almış. Bazen; abisi, birader, kardeş, amca, dayı, ağa, hemşerim, yeğen, delikanlı, hanım teyze, abla, ablası, bayan hitap şeklerini duyuyoruz, duymasına ama elden ne gelir. Bunun en çok kullanılmasında argo dediğimiz dilin, kenar mahalle yakıştırmaların çokça konuşulmasından ileri gelmektedir. Bu hitap şekilleri yörelere göre de kendine yeni bir şekil, telaffuz ve kimlik taşır.

Aslında bu şekilde hitaplar, seslenmeler, saygı anlamından ziyade bir laubalilik ve kabalığa kaçtığının farkında değiller. Ama onlara göre belki de bildikleri en güzel kelime ve saygının ifadesidir. Toplumda her gün bu hitap şekillerine ve kimi zaman gösterilen tepkilere rastlıyoruz.

Bir gün adliyede bir vesileyle, bir davayı dinleyici olarak katılmıştım. Suçlanan kişi ha bire hakime hanıma, “hanım abla” diye hitap ediyordu. “Hakime Hanım” denmesi için onu ikaz etmesine rağmen, o söylemini sürdürdü. Eminim suçlu kendine göre en güzel kelimeyi kullanıyordu. Hanım abla kelimesini belki de ilk olarak kullanıyordu. Hakime Hanıma yaranma, masumiyetini gösterme adına olduğu kesin…

Erkek erkeğe kahkahalı, sövgülü, gürültülü sohbetler rastlıyoruz. Vefakar ve de cefakar eşleri için “bizim köroğlu” yada “kaşık düşmanı” demelerine, kızmamak mümkün mü? Hele o “çorbacı” kelimesi yok mu? ınsanı kahrediyor. Toplum olarak kendi hayat arkadaşını böyle sıfatlandıran insanların toplum ilişkileri nasıl düzenleyeceğini görgü kurallarına nasıl uyacağını tahmin edersiniz. Hele “yaho”, yada “yoğlo” demeler yok mu? Yada şu “alo” demelerine ne dersiniz? Hele şu “hey” diye seslenmeler insanı kahrediyor…Bir zamanlar okuma yazma bilmeyen ama saygıda kusur etmeyen, faytoncuların, at arabacılarının “sakının, sakın” gibi kelimeleri telaffuz ederken şimdiki seslenmelere bakınız. Hooop!… Gözünün önüne baksana!… hayde!… Hatta yalnız Türkçe yetmez, Kürtçe veda, Arapça veğır deyip seslenmeler insana verilen değerdi. şimdi çalınan kornalarla insanların sağır, aptal görürcesine koparılan gürültülere ne dersiniz.?

Bir gün bir öğretmen arkadaşım durmadan bana “kardeş” diye hitap edince, müsait bir ortamda, öğretmenler arasında “hocam” yakıştırmasının daha güzel olduğunu, söylenmesinin güzelliğini tatlı bir dille anlattım. O yine “kardeş” telaffuzunu sürdürmeye devam etti. Yaşını sordum. Benden on yaş küçüktü. Küçüklerin büyüklere “abi” demesi gerektiğini çocuklara öğretip öğretmediğini sordum? Adam hiç oralı olmadı. Böyle bir şeyden haberi bile yoktu. Bana “niçin kardeş” dediğini sorunca; “seni çok seviyor, saygı duyuyorum, aynı zamanda kendime çok yakın bulduğum için söylüyorum,” deyince bu adamda bir şeylerin eksik olduğunu anladım? Daha da bir şey söyleme gereği duymadım.

ınsan ilişkilerinde ve özellikle resmi ilişkilerde, insanların hitap şekillerinde, batı uygarlığının uyduğu kuralları uygulamakta, büyük yararları olduğuna inanıyorum. Dinin ibadet için uyulması gereken kaide ve kurallar manzumesi olduğu gibi, yaşamsal alanda da uygulanması gereken kaide ve kuralların varlığını kabullenmek gerekir. ışlene işlene, en güzel şekli insanlar arasında, oluşa ve alışa gelen yaşamsal alandaki hitap, görgü ve nezaket kurallarının, toplumsal döngünün beraberinde getirdiği ifade ve kavramlardır. ınsanların bu hitap şekilleri ile birbirlerine karşı kullanarak saygı ve sevgi gösterisinde bulunmak olduğu anlamındadır.

Adam kavramları yeni öğrenmiş olacak ki kendisiyle alış veriş eden adama “arz ettiğin gibi “ deyince; adam tahsilini, kültür seviyesini güzellikle anlattı, yaşını söyledi. Ukalalık yapan adama dönüp; “ben sana arz etmem, etsem, etsem emrederim. Çünkü sen mal satıyorsun bende alıcıyım.” Adam ne uğradığını şaşırdı, heyecanlandı, özür diledi. Bir yerlerden duymuştu. Arz etmenin, buyur demenin, istirhamın, ricanın ne anlama geldiğini kendisini anlatılınca anladı.

Konuşmanın hitap şeklinin bir edebi vardır. Bunu belirleyen bir kaide kural olmamasına rağmen insanlığın doğuşundan bu güne kadar kaide ve kurallar saygı ve sevginin bir eseri olarak toplumun içinden yoğrularak en güzel şeklini alarak bu güne kadar gelmiştir.

Aslında bizler tüm güzel kelimeleri biliyoruz. Saygının ifadesi olan en güzel hitap şeklinin de ne olduğunu anlıyoruz. Ancak o ilkel, kırsal alanının benliği, lümpenlik bizleri bu güzelliklerden bu nazenin davranışlardan alı koymaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.