Devlet-i Âliyye-i Osmaniyye’den beri bu böyledir…

Mutasarrıf gelir, çevresini önceden organize olmuş çeteler sarar…

Sonra başlarlar yağlı Türkî çağırmaya;

 

Urfa’ya paşa geldi

Halka temaşa geldi…

Bir elim devlet cebinde

Kimin eli kimin cebinde…

 

 ışte o aralar pembe tablolar çizilmeye başlar…

Güllük, gülistanlıklar, laleler, çiçekler… Çiçeklere konan böcekler, yaban arıları vız-vız uçar…

Methiye borazanları,  mehter marşı ile karşılama töreni düzenler…

Kültürün dama taşlarından oluşan; kurulmuş, kurgulanmış  kurullar kurulur…

O kurullardaki taşlar,  Göbeklitepe de bulunan lahit gibi sit alanı ilân edilir, hiç değişmez…

şUR da bur da… KAV gibi mukavva’dan Mütevelliye kaleler kurulur.  Kaleler kiralanır. Ayrıcalıklıdırlar, özelliklidirler, özel idare katlarında idarelerini ederler… 

Av-cıların “bazıları” ölene kadar KAV’dan vadilerde avlanıp caka satarlar…

Zaman zaman içinde, kalbur zaman içinde, geçen saman içinde… Mutasarrıf etrafını çevreleyenler çemberi tanımaya, saadet zincirini kırmaya başlar. Hücrenin içini oluşturan çıkarcı, yalancı, yağcı Akyu-var görüntüsündeki kötü huylu habisleri tespit eder. Antikorlar oluşturmaya, habis-lere karşı korunmaya, tedbir almaya başlar. 

Lakin vakit geçmiştir.

Habisler; işgal ettikleri yerlerden, “KÖşE” başlarından ağır toplarını harekete geçirmiştir…

Eften püften olaylar, incir çekirdeğinden meseleler, büyütülerek paytakta (başkente) rapor edilir…

Paytaktakiler bile: taşları yerinden kıpırdatmayı… Çeteler ve çemberleriyle oynamayı göze alamaz…

Oysa Mutasarrıf tanımıştır, kimin samimi, kimin dürüst olduğunu… Neyin nerede, nasıl, niye, niçin, kim vatanperver, millet, memleket çıkarını bireysel çıkarından üstün tuttuğunu…

Hâsıl, Kenti tam tanımaya başlamışken, bir de bakmışsın Devlet-i Aliyye atama buyruğu gönderivermiş. 

Yeni mutasarrıf gelir gelmez, malum çemberin,  yalancı cennetten havari ve hurilerin ortasına düşer.

Nasılsa cennettir ya memleket(!)… Karşılama töreni ve Kıta dur! komutuyla şehir yine yerinde saymaya devam eder. 

*

Hikâye fi tarihinden beri böyle tekrarlanır durur…

Gidenin arkasından timsah gözyaşları dökülürken, gelene yeni türkü çığırtılır;

Eski yar hele mele

Can Kurban yeni yâre 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.