
Sabri Dişli
1 Kasım 2007
Nerede şu kale? Balıklıgöl’ün hemen üstünde… Ama geceleri “karanlık” kale! Lamba yok! Neden? Tinerci var. Kırıyor. Lambayı kim takacak? Lambacı başı… Lambayı kim kıracak? Tinerci! Tinerciyi kim yakalayacak? (?) Lamba nerede? Alaaddin’in elinde… Alaaddin lambayı Hz.ıbrahim’in mağarasından çıkaracak… Lambanın kenarını ovacak… Lambadan dev çıkacak… DıLEEE BENDENNN NE DıLERSEN… BENDEN ÜÇ DıLEK DıLE!!! 1-Anlı şanlı Urfa kalesini ışıklandır… 2-Işıklar öyle bir aydınlansın ki; Akabe’den, Karaköprü’den görünsün. 3- Tinerciler lambaları kırmasın… Eee, şimdi kalenin karanlık olduğunu, Alaaddin’i, tinerciyi görmeye bir de ampul lüzum…. Ampul’ü kim bulacak? O kadar da değil canım… Ampul Ankara da… * Yıkılan gecekondulardan kalma molozları kaldırmayıp; Kale eteklerine taraklama (seki-basamak) yapılacak… Seyir yerleri yapılacak… Sonra bank koyulacak… Sonra biri gelip bankta oturanlara çay dağıtacak… Sonra şURKAV, “birine” avı kaptırmamak amacıyla vakıf adına ihale açacak… Ve nihayet kalenin dibinde bir çay ve kebap evimiz daha olacak… kalenin o eğik yamacının üzerine o olağanüstü yapıya bakıp; “Sarp kaya üzerine zamanında bunu nasıl yapmışlar!?” Hayret manzarasının yerinde: kebap dumanı yükselecek… Aha bu paragrafı saklayın… Eğer bu dediklerim zaman içinde olmazsa bu gazete sayfasını yerim. ışte o zaman ben de KURUM, KURUM KURULAN KURULA kale dibinde kebap yediririm. Yahu şu “kale” iki yıl önce onarılacaktı… Kala onarılmadan (…) “Yıkılsın Urfa Kalası” türküsündeki beddua kabul görecek mi? N’oldi(!) Kale’nin ardında bir taş olaydım… Kaleden kaleye şahin uçurdum… Kale yahu! Demiştim size: “karanlıkta Sabri’yi kaleye göndermeyin” Çarpıldı.