Çoktan kudurmuştu ama yine azgınlaşıyor, en ufak bahanelerle yeniden saldırıya geçiyor; karadan ve havadan  vurup ağır zayiatlar vererek masum insanları katl’ediyor.
Ekonomisi sıfır denecek kadar zayıf, ağır silâhlardan mahrum, aç ve sefil Filistin’in bir veya birkaç militanı ısrail hapishanelerindeki bir kısım  arkadaşlarını ve suçsuz Filistin halkını kurtarmak için bir ısrail askerini kaçırıp rehin almışlar.
Son günlerdeki kudurganlık kıyametinin başlangıcı bu oldu. Uçaklar, helikopterler masûm Filistin halkının başına kadın, çocuk, asker, sivil ayırımı yapmadan bomba yağdırmağa başladı. Tanklar, ağır savaş araçları çarşılara, evlere kadar girip zayiatlarını, can almalarını sürdürdüler. Her taraf kan gölüne dönüştü.
Yetmedi, Yaser Arafat’ın Ofisini darmadağın ettikleri gibi şimdiki Başbakan ısmail Haniye’nin ofisine de saldırdılar, bir görevliyi öldürüp, yangın çıkardılar.
Neymiş Filistinli militanlar bir askerlerini  rehin almış… Terör devleti ısrail’in eline bahane geçti. Her tarafı kasıp kavuruyorlar. Ama artık biliniyor ki asker bahane…
Hazm’edilene bahane geçti. Her tarafı kasıp kavuruyorlar. Ama artık biliniyor ki asker bahane…
Hazm’edilemiyen; “Hamas’ın Filistinde seçimle başına gelmesi. Bunlar demokrasiden, seçimden ne anlar. Herşey kendi istediklerine uygun olursa ne âlâ.. Olmazsa kudururlar, kimseye acımazlar, terör devleti olmanın icaplarını yaparlar.
Bunlar olurken Birleşmiş Milletler, ABD, AB, seyirci durumundalar. Hiç kimse ısrail’e “Ne yapıyorsun?” diyemiyor. Sanki yaptıkları meşru şeylermiş gibi aldıran yok. Güya bunlar dünyanın demokratik kuruluşları, süper ve medeni(!) Devletleri.. Başın sıkışınca ara da bul!…
Gayret, arabuluculuk yine de Türkiye’ye düşüyor. Güya ABD ile, ısrail ile dostuz(!) Ama bizi dinleyen kim? Her türlü mel’aneti yaptıktan, masum insanların, çocukların kanına girdikten sonra belki  bize kulak verecek; “Ha.. Ne demiştiniz?” diye sorabilecekler… Tabii o zaman çoktan iş işten geçmiş olacak…
Filistin halkı Osmanlı idaresinde 400 yıl yaşamış, kimsenin burnu kanamamıştı.  Devletimiz öylesine adil ve insancıl bir idare sergiledi. Allah rahmet etsin, mezarına  nurlar yağsın! Sultan II.Abdülhamid Yahudilere Filistin’i kaptırmamak için çok uğraştı. Milyonlarca altın vaidlerini reddetti. Sağlığında bir karış toprak vermedi.
Ama I. Dünya Harbinin ıngiltere’ye koz veren şartları Yahudilere uygun şartları da hazırladı ve 1948 de ısrail Devleti kuruldu ki, Ortadoğu’nun ve Dünyamızın başına belâ olsun.
400 yıllık rahatı bir d aha görmen mümkün değil. O Osmanlı artık ömrünü tamamladı. Neylersin? Ağla Filistin ağla! Kaderine beraber ağlayalım.
Ama Yahudi’ye toprak satmanın nasıl acı sonuçlar verdiğini de hiçbir zaman unutmayalım. Fırat, Dicle boylarında bu ahmaklığı yapan insanlarımızın bulunduğunu duyuyoruz. Direkt veya endirekt yollarla elde edilen bu ısrail kanımları yarın bu bölgeleri de Filistin’e çevirirse, pişmanlık fayda vermez. “Ah, vah dememiz” neticeyi değiştirmez. Uyanık olmak, Yahudiyi tanımak ve tarihi bilmek zorundayız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.