Yıllar önceydi…

            Tarih Bölümünde okuyor olmam nedeniyle teklif ilgimi çekmişti.

Suriye’deki Ermeni bir kuyumcu ile tanışan ve bugün hayatta olmayan bir yakınımızın ölmeden önce isteği üzerine Eskişehir’deki Ermeni Mezarlığını ziyaret etmek üzere yine bir yaşlı yakınımızla ıstanbul’dan yola çıktık.

            Eskişehir’deki Oduncu Pazarında her gördüğümüz orta yaşın üstündeki kişiye Ermeni Mezarlığını sorduk.

            Hiç kimse bilmiyordu yerini.

            “Pardon buralarda bir zamanlar bir Hıristiyan Mezarlığı varmış, nerede acaba?”

            Ya bilmiyorlardı ya da “emin değilim ama şu ileride, tepede bir iki eski mezarlık olacaktı,” türünden cevaplarla karşılaşıyorduk.

            Bölgedeki bütün eski mezarlıkları dolaştık. Hepsinin üzerindeki eski yazılar Müslümanlara ait olduğunu gösteriyordu.

            Yorulmuştuk ve dönmeye karar vermiştik. Ana yola yakın bir kahvede hem biraz dinlenmek hem de yaşlıların çoğunlukta olduğu masalara son bir kez sormak düşüncesiyle oturduk.

            Çaylarımızı yudumlarken yaşlılardan kocaman gözlüklü olanı bastonuyla kocaman bulvarı ve yüksek katlı binaları göstererek “şu gördüğünüz büyük cadde ve binaların olduğu yer Hıristiyan mezarlığıydı,” dedi.

            şok olmuştuk!

Diğerleri de başlarıyla onaylayınca çaylarımızın son yudumunu içmeden kalkıp geri döndük…

 

       * * * * *

            Urfa’daki Halil ıbrahim Buluşmaları Etkinliklerinin fiyaskoyla sonuçlandığını basından okuyunca aklıma bu ibretlik anı geldi.

            Bir çok insan şüpheyle de yaklaşsa,  düşünce çok güzel aslında.

            ılk bakışta evrensel bir hoşgörü teması çiziliyor.

            Ama pratikte durum böyle mi acaba!

            Hoşgörüden uzak, kendi değerlerini yok eden, “öteki” olarak gördüğü kültürlere ait tarihi mirasları bırakın korumayı, ortadan kaldıran bir zihniyet üç dini nasıl bir araya getirebilir ki!

            Fiyasko ile sonuçlanması gayet doğal!

            ınsanların beyinlerine bazı şeyler öyle kazınmış ki onları silmek kolay olmuyor!

            Yıllarca insanlarımıza “gavur” olarak anlatıldı gayrimüslimler.

            Kiliseleri yok edildi, mezarlıkları, tarihi binaları tahrip edildi…

Yıllarca hoşgörü ve kardeşliği öne çıkaranlar misyoner, ajan, bölücü gibi ithamlarla lanse edildi…

Bugün Avrupa’da Müslümanların yaşadığı her mahallede mutlaka birkaç cami vardır. Her etnik grup kendi camisine gitmektedir. Bırakın Türklerin gittiği camileri, Türk olup farklı cemaat ve tarikata üye olanların bile camileri farklıdır.

Bu camiler Hırıistiyanların Müslüman olmasına yol açmadı hiçbir zaman!

“Gavur” dediğin insanların ülkesinde sen adım başı bir cami yapacaksın, serbestçe ibadetini yapacaksın ama kendi ülkendeki tarihi miras statüsündeki kiliseyi kendi haline bırakacaksın veya camiye dönüştüreceksin…

Bu yanlış işte!

Böyle düşündüğümüz müddetçe Halil ıbrahim Buluşmalarında kimseyi buluşturamayız.(Basından okuduğumuza göre yanılmıyorsam sadece Tanzanya’dan bir elçilik temsilcisi katılmış.)

Toplumsal bir özeleştiri olmadan katılım sağlanamaz.

Yüzyıllarca bu topraklarda birlikte, barış içerisinde yaşayan Halil ıbrahim’in torunlarını buluşturmadan önce burnumuzun dibinde sayıları binlerden 350’ye düşen, nesilleri tükenen  Hıristiyan Süryanilerimize sahip çıkalım. Onların bu ülkeyi terk etmesine engel olalım.

ınsanlarımızın beyinlerini bu insanları bizden koparacak bilgilerle doldurmayalım…

ıbrahim Peygamber’in üç ilahi din için de “Ata” kabul edilmesi, savaş yerine barış, tahammülsüzlük yerine hoşgörü, kin ve nefret yerine sevgi, üstünlük yerine eşitlik, haksızlık yerine adalet gibi kavramların yaşama geçirilmesi konularında insanlığa sunulan bir fırsattır.

Bunu iyi niyetle yapmak lazım. Göstermelik, politik, ekonomik ya da tarihten gelen bir takım duygularını tatmin etmek için yapılmamalıdır.

Tüm insanlık adına bir şeyler yapılmalıdır.

Evrensel değerler öne çıkarılmalıdır.

Bunun için de öncelikle kemikleşmiş zihniyetler değişmelidir…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.