Bilinen bir gerçek var. Akıllı insanlar bir nesneye veya bir olaya çok boyutlu olarak bakarlar. Bu nedenle de; yaşamdan kazandıklarına çok fazla sevinmez ve kayıp ettiklerine de pek fazla üzülmezler.

Çünkü görünen her olayın birde görünmeyen bir boyutu vardır.

ışte her kişinin aile, çevre ve aldığı eğitim ve öğrenim sonucu oluşan genel kültürü, olaylara bakış acısını ve yorumlama yeteneğini belirler.

Zira; insan doğanın bir parçası olmasına rağmen, düşünme ve düşündüğüne yorum getirme kabiliyetinden ötürü, içinde olduğu ve bir parçası konumundaki doğaya şimdilik yüzde yirmilik bir oranda karşı çıkma ve doğaya karşı yeni, yeni uygulamalar getirmeye çalışmaktadır.

Örneğin, tabiatta zayıflığa yer yoktur. Hatta zayıfın, güçsüzün yaşama hakkı bile yoktur. Bu hususu zaman zaman hayvanlar aleminde izlediğimiz belgesellerde bariz bir şekilde görmekteyiz.

Görünen o ki; doğa ne zalimdir ve ne de merhametlidir, olması gerektiği gibidir. Ama insan düşünme becerisini kazandıktan sonraki süreçte, merhametten, yardımlaşmadan, paylaşmadan ve barıştan yana olmaya çalışmıştır.

Bu nedenle, alil, aciz ve hastalar için barınma ve tedavi merkezleri kurmuştur. Yetim çocuklar için ise anne şefkati verecek yuvalar oluşturmuştur. Hayvanlar ve bitkileri korumak amacıyla da yasal düzenlemeler yapmıştır.

Bu yazımı okuyanlar diyecekler ki; “peki günümüzdeki savaşlar ve onun getirdiği şiddet ve vahşet sahneleri nedir?”

Ama ben, yazımın içinde belirtimiştim. Henüz insanoğlu en yüksek düzeyde bile, yüzde yirmilik uygarlaşma sonucunda ancak şefkat ve merhameti yakalayabilmiştir. Bunun aksi olarak günümüzde cereyan eden vahşi savaşları ve şiddet olaylarını sürdürenler ise, işte o yukarıda bahsettiğimiz o yüzde yirmilik uygarlığı bile yakalayamamış olanlardır.

Ama umutsuz da değilim. şimdilik, havada kuşlar gibi uçmayı, denizde balıklar gibi yüzmeyi düşüncesi ile beceren insan, mutlaka ama mutlaka bir gün daha yaygın ve daha çok etkili bir şekilde her konuda uygarlaşacaktır.

Ve işte o zaman çirkin savaşları ve nefret edilecek her türlü şiddeti yaşam olgusundan çıkarıp atacaktır.

Yazımın başlığı ile ilgili Mevlana Celalettin hazretlerinin güzel bir davranışını örnek olarak sunmak istiyorum.

Mevlana, bir gurup arkadaşı ile bir çöplükten geçerken uyuz bir köpeğin kokuşmuş ve şişmiş bir vaziyetteki ölü leşine rastlarlar.

Mevlana’nın arkadaşları bu durum karşısında yüzlerin ekşitip, burunlarının deliklerini tıkayacak şekilde tutarken, büyük ve uygar insan Mevlana Celalettin arkadaşlarına hitaben; “Bakın! Bu köpeğin sedef gibi ne güzel beyaz dişleri var. Cenabı Allah ne hoş yaratmış” demiştir.

Keza; “yaradılanı hoşgör yaradandan ötürü” diyen Yunus Emre’de, güzel bakmanın, güzel görmenin bir uygarlık işareti olduğunu ve böyle düşünmenin Allah’a inanmanın bir gereği olduğunu çok veciz bir şekilde belirtmiştir.

Dürüst ve şeffaf bir toplumda; lütufta geride, kahırda önde olan dostlarınızın çok olması dileğiyle kalın sağlıcakla.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.