‘Göbeklitepe taş işçiliği’

Çiğdem Köksal Schmidt

 Haberin son
paragrafından:

‘Yerel kalkınmayı
sağlamak açısından sürdürülebilir turizm projelerini desteklediklerini ifade
eden Anadolu Efes Kurumsal İletişim Yöneticisi Zümre Yıldırım, “Gelecek
Turizmde” 8 yıldır sürdürülebilir turizm modelleri yaratarak yerel kalkınmaya
destek oluyor. Türkiye’nin birçok bölgesindeki değerleri gün ışığına
çıkarıyoruz.  Göbeklitepe’de Taş işçiliği
projesi de destek olduğumuz 9 projeden birisi. Proje kapsamında taş işçiliği
zanaatının yeniden canlandırılması amacıyla 6’sı kadın 20 taş işçisi istihdam edilerek
bir atölye kuruldu. Tarihi günümüzden 12 bin yıl öncesine dayanan
Göbeklitepe’deki taş işçiliğinin canlandırıldığı atölye sayesinde, taş
işçilerinin elinden çıkan taş motiflerinin inşa edilecek yeni binalarda
kullanılması ile kente bir kimlik kazandırılacak” dedi.’

Burdan sonrası
benden:

Üzgünüm, habere
göre, proje içinde bulunan sevdiğim isimler de var Urfa’dan ama sizleri severim
diye düşündüğümü söylemekten kendimi alıkoymam doğru olmaz.

Bu ‘Göbekli
Tepe’deki taş işçiliğini canlandırma’ projesi, 
ya içeriği ile adı uyuşmayan ya da Göbekli Tepe ve neolitik dönem ile
ilgili eksik bilgilerle oluşturulmuş bir proje…

Öncelikle
isimlendirmeden, benimle birlikte  çoğu
kişinin anlayacağı şey şu olacak; ‘Göbekli Tepe de 12000 yıl önce yaşayan taş
işçiliğini ve tekniklerini günümüzle buluşturmak’… Ama Göbekli Tepe’ de
yaşayan, taş eserleri yapan insanlar sadece taş aletler kullanıyorlardı, bir de
bunun üstüne günümüze kadar kalmayan organik maddeler de kullanmış olabilirler,
ahşap falan…

Şimdi Göbekli
Tepe’deki taş işçiliğini canlandırma hedefi ile yola çıkarak neye ulaşmaya
çalışıyoruz.

Göbekli Tepe’deki
insanlar gibi mi taş işleyeceğiz?

 O zaman bırakıyoruz metal keskileri ,
balyozları falan…

İyi kalitede
homojen dokulu çakmaktaşı yumruları bulacağız, en iyisi bunları taze taze
çıkaracağımız taş ocakları bulacağız. Sonra o yumruları alıp başka taştan
çeşitli büyüklükte vurgu taşları ile yontaraktan (yani bilinçli, planlı
vuruşlarla kıraraktan) çift vurgu düzlemli navi formlu bir dilgi çekirdeği haline
getireceğiz,

Göbekli Tepe’de
öyle yapmışlar. Devamında bu çekirdekten, uzun düzgün dilgiler çıkaralım, sonra
bunlara düzelti yapalım ok ucu, kalem keski, kazıyıcı, delici falan olsunlar…

Yok çakmaktaşları
kalsın biz kireçtaşlarından bir şey yapalım diyorsak,  şöyle en irisinden bir dikilitaş, üzerine
hayvan kabartmaları falan, o zaman yine iyi bir taş ocağı bulmamız gerekiyor.

Kireçtaşının en
iyileri Göbekli Tepe’de, boşuna değil.

12000 yıl
öncesinin insanları orada, o noktada Göbekli Tepe’de bu işler için buluşmuşlar
ama biz bugün oraya gidip modern faaliyetlerde bulunmuyoruz tabii,  yoksa bu büyük bir felaket ve barbarca bir
tahrip olur. O yüzden başka bir yerde olsun bu taş ocağı, Göbekli Tepe’liler
gibi çalışacaksak, burda da yumru taşlarla, günlerce vura vura anakayadan kopuş
hattı oluşturup bir blok çıkarmamız gerekir… Ve eğer tüm bunları da yaparsak
ve hele bir de çalışma sürecini de belgelersek bunun adı ‘Deneysel arkeoloji’
olur.

Buna yönelik bir
workshop, kurs vs. da yapılabilir neden olmasın, deneysel arkeolojiye gönül
vermiş, iki dakikada 12000 yıl öncesinin moda okçularından bir tane yapıveren
bir sürü insan var dünyada, onlar davet edilir, kursa bayıla bayıla katılacak
insanlara neolitik dönem insanı gibi çakmaktaşı alet yapılması gösterilir,
tekrar turist gelmeye başlarsa Urfa’ya güzel bir atraksiyon da olur bu,
gelenlere düzenli olarak Müze bahçesinde ya da Kültür Müdürlüğü bahçesi daha da
güzel orada, böyle bir faaliyete katılma şansı oluşturulabilir.

Ben şimdi yapılan
projenin isminin getireceği yanlış algılama nedeni ile döşedim bu kadar metni
ama aslında tahminimce kursun içeriği, her türlü modern metal aletle,
keskilerle falan taş ocağından kesilip getirilmiş kireçtaşı blokların üstüne,
modern mimari elemanları olarak kullanılabilecek motifler yontmak..

Göbekli Tepe
adının projenin yanına ilişmesinin nedeni, bu adın bonus değeri sanırım…

Neyse siz
bildiğinizi yapın, arkeologlar ayrıntılarda boğulur, siz bakmayın bize…