BÜLENT OKUTAN

Ebru Okutan Akalın

2004 Yılı’nın Ağustos Ayıydı.  Urfa sıcaktı,  yüreğim ise daha sıcak. Abim, canım, hayattaki en değerli varlıklarımdan birisi olan Önder Okutan’ı kaybettiğimde. Yaşamak, varlık içinde yokluk demekti benim için artık. Çok mutsuzdum, çok eksik. Kalbimdeki acı ile hayata devam etmek çok zordu. Anıları silmek imkansızdı.

Çocukluk yıllarımız, bahçede bisiklet kullanmayı öğrettiği, beni omzuna alıp gazeteye götürdüğü günler, bir bardak su istediğinde çıkan kavgalarımız, hastalığında yaşadıklarımız ve hiç hatırlamak istemediğim acı dolu son günleri…

Böylesine zorluklarla mücadele ettiğim o günlerde gazetede ondan boşalan yeri doldurmak da, ne acıdır ki bana  düşmüştü. Ancak tahmin edersiniz ki bu hiç de kolay değildi.  İşte bugün burada andığımız Bülent Okutan o günlerimde beni yalnız bırakmamış, hayatı yaşanılır hale getirmiş, ikinci abim olmuştu.   Abimle aralarındaki sıkı bağdan mıdır bilmem, bakışında, gülüşünde, zekasında, sıcaklığında,  esprilerinde onu buluyordum.

Her içim sıkıldığında onun kapısında bulurdum kendimi. Başım dara düştüğünde, sevindiğimde, üzüldüğümde ilk ona “Alo” derdim.

Gazetedeki odamın kapısını her açtığında, nasıl olursam olayım birden yüzüm gülerdi.

Beni hiçbir ortamda yalnız bırakmadı. Yazılarımı önceden okur, redakte eder, tavsiyelerde bulunur, yüreklendirirdi.

Çok iyi bir abi olduğu gibi, çok da iyi bir gazeteciydi.  Ondan en zor anımda gülmeyi, yazmayı, yaşamayı öğrendim. 

Bülent Abi büyük hayalller kurmazdı. Mutlu olmanın yolunu hiçbir zaman kariyerde, parada, güçte aramadı.

Tek hayali emekli olup Çeşme’ye yerleşmek sakin bir hayat sürmekti.

Çoğu insanın aksine uzun bir ömür istemezdi “Sağlıklı bir on yılım daha olsun yeter” derdi.

Emekli olmuş hayali gerçekleşmiş, Çeşme’ye gitmişti.

Bir  gün telefonum çaldı arayan oydu. Hastayım dedi, akciğerimde tümör çıktı ama doktor kötünün iyisi dedi.

Duyduğum an içimde derin bir acı hissettim ama sonra kendimi toparlayıp ölmeyecek dedim. Çünkü o ölemezdi, ölmemeliydi. Hep yaşayacağına inandım.  Sakin ve huzurlu bir hayat sürmek için önüne çıkan engeli aşacaktı.

O güçlü bir insandı, o benim abimdi yaşamalıydı… Ancak benim o dileklerim maalesef gerçekleşmedi.

Kabullenmesi zor olsa da, onu toprağa vereli tam bir yıl oluyor.

Gönül isterdi ki hayali gerçek olsaydı ve bir on yıl daha huzur içinde yaşasaydı. Emekliliğinin tadını çıkarsaydı. Ancak kader onu, o çok sevdiği Önder’inin yanına götürmekte ısrar etti.

Şimdi ben ikisini de rahmetle anıyor ve orada huzur içinde yatmaları için dua ediyorum. Anma gecesini organize eden Şanlıurfa Çalışan Gazeteciler Derneği ve Urfa Sanat Gönüllüleri Derneği’ne,  tüm gazeteci arkadaşlarına gösterdikleri vefa için çok teşekkür ediyorum. Sevgi ve saygılarımla…