
Mehmet Göncü
3 Aralık 2009
Hayat bir gizemler manzumesidir.
Adına yaşam denir.
Bilinmezdir.
Neden ağlayarak Dünyaya gelinir?
Niçin ağlatarak sonsuza gidilir?
Gerçek o ki ömür çizgimizin serüveni,
Genetik şifremizdeki derinliklerde gizlidir.
Ancak, bu şifreyi bozan,
Yine adem oğlunun kendisidir.
Ve insan!
Sanki başına gelecekleri çok önceden bilir de,
Onun için hep ağlayarak dünyaya gelir.
Bir kirli manzara ki, çoğunluk ondan nasibini alır.
Hem işleyen, hem işlenen durumundadır.
İhmal, ihanet, kin, vahşet, haset, yalan, kibir.
Fırsatçı, muhteris, düzenbaz, hırsız, muhtekir.
Türdeşine ve çevresine eziyet etmeyen de pek nadir.
Yoksulu aşağılama da mahir-mi mahir.
Varsıla ve güçlüye yaltaklanmada ise birebir
Ne eli durmak, ne gözü doymak bilir.
Sürekli sahiplenme, sonsuza kadar yaşama isteğindedir.
O kadar acımasızdır ki, kızgınlık anında gözü hiçbir şeyi görmeyebilir
Ölümü, ölenleri görür de asla kendine yakıştırmaz.
Önemli olmak değil de, ünlü olmak en büyük idealidir.
Ancak yanılgı içindedir.
Ne şöhretler duyduk ki, bu yer değirmeni kemiklerini un etmiştir.
Ne saraylar gördük ki, şimdi viran haldedir.
Nihayet bir gün kaçınılmaz gerçek olan ölüm de çıkıp gelir.
Arkalarından…
Ağlayarak doğdular, bir güldüler, bin ah dediler.
Acı çektiler ve çektirdiler,
Hiçbir şey götürmeden de bu dünyadan göçüp gittiler, denir.
Dürüst ve şeffaf bir toplumda; lütufta geride, kahırda önde olan dostlarınızın çok olması dileğiyle kalın sağlıcakla…