
İbrahim Halil Okuyan
27 Ağustos 2007
Trafiğin her gün biraz daha yoğunlaştığı Urfa’da at arabalarının yasak olmasına rağmen ikide bir boy göstermeleri kabul edilir gibi değil.
Geçmişte Belediye Zabıtası ile at arabacıları arasında arzu edilmeyen olaylar cereyan etmesine rağmen arabacıların hala hatada ısrar etmeleri huzursuzluk çıkmasından başka bir işe yaramıyor. Belediye kararına bu çağda at arabacılarının isteği doğrultusunda yeri olmayacağına göre arabacılar anlayış göstermeli. Zabıtanın görevini rahat yapmasına yardımcı olmalılar.
At arabaları ekmek kapıları imiş. Artık unutulmamalı ki bu kapı Belediyenin şehirciliği ve trafiği düşünerek uyguladığı “yasak” ile kapanmıştır. Büyük şehirlerde nasıl arabalar kalkmış, yerini motorize araçlar almış ise bizim insanımızın da buna uyması, şehrin gereklerine ayak uydurması lazımdır. Hatada ısrar edilirse Zabıta da kararı uygulamada görevi icabı ısrar edecek ve tabii nahoş olaylar eksik olmayacaktır.
şehrimizin at-eşek hegemonyasından uzak, yaşanabilir bir şehir olmasını arzu ediyorsak kurallara uyalım. Elbirliği ile Belediyemize yardımcı olalım. şehri yaşanılır hale getirelim. Herkes istediğini yapmakta kendini özgür sayarsa anarşi doğar, hiçbir şeyin önü alınamaz.
Ekmek kapısını atların sırtına koyanlar diğer şehirlerde olduğu gibi bir araç temin etme çabasını göstermeli, kooperatifleşmenin, kredi aramanın yollarını aramalı bulmalı, hem kendilerini hem Belediyeyi rahata kavuşturmalıdırlar.
Arabalar, dededen kalma alışkanlıkların hangisinin geçerliliği kaldı ki… Eskiden bir merkep hamalı hayvanının sırtına yüklediği eşya ile şehrin bir ucundan diğer ucuna rahatça gidip gelebiliyordu. Bugün ne eşekle ne at arabası ile trafiği aksatmadan gidemez, gelemez. şartlar çok değişmiştir.
Çağın şartlarını düşünmek, görevlilere ve birbirimize yardımcı olmak artık bir zaruret halini almıştır.