
Cüneyt Gökçe
22 Mayıs 2008
Kendilerine bir ömür bile feda edilse hakları ödenemeyecek olan annelerimiz için geçen hafta bir günlüğüne “Anneler günü” dedik ve annelerimizi hatırlamaya çalıştık. Bir anneyi sadece bir gün hatırlamanın yanlışlığını hepimiz biliyoruz ancak; bugünler sanki bizi biraz daha duyarlı hale mi getiriyor?
Ne dersiniz?
Bir gün bile olsa buna da şükür…
Öyle ya, dokuz ay boyunca bizleri beraberinde bir tatlı yük olarak taşımanın yanı sıra bizleri büyütünceye kadar nice fedakârlıklara katlanan; aç, susuz, uykusuz kalmayı göze alan ve bizim uğrumuzda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan annelerimiz için sadece “bir gün” ayırmak elbette yeterli değildir.
Ancak bu “bir gün” zarfında bile, neler yaptık annelerimiz için…
Örneğin, anne-babaya karşı gelmeyi en büyük günahtan biri sayan Peygamber uyarısını hatırladık mı?
Nitekim Allah Resulü, sahabelerine “Size büyük günahların en büyüğünü bildireyim mi?” diye üç defa sordu ve her defasında “Evet bildir; ey Allah’ın Resulü” karşılığını aldı. Bunun üzerine Allah Resulü en büyük günahlarla ilgili olarak şöyle bir sıralama yaptı: “Allah’a ortak koşmak, ana-babaya karşı gelmek, bir insanın hayatına son vermek ve yalan söylemek” (Buhari, Edeb, 6.)
Bilhassa annemizi üzmenin ve ona karşı gelmenin çok büyük bir suç olduğunu düşündük mü? Bu hatırlama ve düşünme doğrultusunda bir kez daha annelerimize sarıldık mı? Vefat edenleri hayır-hasenat ve fatihalarla yâd ettik mi?
Anne deyip geçmemek gerekir. Onların üzerimizde o kadar hakları var ki, tam anlamıyla bu hakkın karşılığını vermek mümkün değildir.
Hangimiz, annemizin uykusuz geçirdiği gecelerin karşılığını verebilir?
Hangimiz, annelerimizin bizim için çektikleri fedakârlıkların pahasını biçebilir?
Hangimiz, belli bir yaşa kadar annemizin bize sunduğu hizmetin bedelini tedarik edebilir?
Biz, onların yaptıklarının zekatının zekatını bile sunmaya muktedir değiliz…
Buna rağmen, çoğumuz “bir gün” bile olsa annemize bir çiçek sunmayı, bir fatiha göndermeyi, bir telefon edip hal-hatır sormayı çok görürüz. Onlar, engin şefkatleriyle bizleri hoş görseler bile onlara karşı görevlerimizi ihmal etmememiz gerekir.
Annelerimiz bizler için adeta güçlü birer dayanak mesabesindedirler, onları yanı başımızda hissetmemiz, dualarını almamız bizi son derece rahatlatır.
Bazen hayatta oldukları sürece bu rollerinin farkına varmayız ancak; onları kaybettiğimizde “çok büyük bir dayanaktan” yoksun kaldığımızı o zaman anlarız. Fakat iş işten geçmiş olur. Çünkü onlar buradaki görevlerini tamamlayıp asıl memleketlerine -bizleri beklemek üzere- gitmişlerdir. Ayağımız yere basar ve o sevimli varlığı dünya gözüyle bir kez daha göremeyeceğimizi anlarız.
Her günümüz, “Anneler günü” olarak kutlansa yeridir ve mübalağa değildir. Çünkü bizim cennetimiz ve ahiret saadetimiz onların ayakları altındadır.
Aslında annelerimiz bizlerden çok şey istemiyorlar; onların gönülleri çok küçük şeylerle bile hemen kazanılır. Çok basit gördüğümüz bir sevgi sözcüğü, bir iltifat, bir hal-hatır sorma onlar için çok şeydir. Annelerimizden ayrı da olsak, bazen aynı sofrayı paylaşmamız; imkânlar ölçüsünde ziyaretlerine gitmemiz ihmal edilmemesi gereken; aslında kolay, ancak sonuçları büyük ve güzel şeylerdir. Böylece onların duaları arasında önemli bir yerimiz olur ve bu mutlu durum, iki cihan saadetimizi sağlayacaktır.
Annelerimizin dualarından nasiplenmemiz dileğiyle…