
Mehmet Göncü
9 Haziran 2011
İnsan denilen canlının yaşam serüveni, göreceli olarak acı ve tatlı olaylarla doludur.
Aslında yalnız var olmak bile, idrak sahibi biri için ebedi bir şükrü gerektirir.
Çünkü; en az yüz yirmi beş milyon hücreden biri olmak ve bu alemde yaşam şansını yakalamak ve özgür ruhumuzu ilahi yasalar gereği, fani bir bedene sığdırmak bir mucize değil de nedir?
Neyse biz var oluşun felsefi boyutunu fazla karıştırmadan bu paragrafı Şair Nabi’nin iki anlamlı mısrası ile bitirelim.
Nabi; “Kitab-ı kâinat esrar-ı hikmetle lebaleptir.
Şikâyet cahilden, feryad-bi idrakliktendir” diyor.
Yani, Nabi bu güzel beytinde, bizi insan olarak yarattığı ve beynimize algılama yeteneği verdiği için ulu yaratıcıya sonsuz şükürler etmemizi ve bu evreni en önemlisi de kendimizi tanımamızı ve hiçbir şekilde de şikâyet etmememizi belirtiyor.
Gerçekten de bu şartlarda, biz kimi kime şikâyet edebiliriz ki?
Nitekim; her gün yüzlerce örneğini gördüğümüz gibi, ilahi yasalar hiç aksamadan gözümüzün önünde tıkır tıkır işliyor.
İşte ölüm gerçeği de bu yasalardan biridir. Bu bağlamda zaman zaman aile kabristanımızın bulunduğu Şanlıurfa Harrankapı Kent Mezarlığına gider, ebediyete intikal etmiş olan tüm aile bireylerine dualar okurum.
İnsanın bir bir güzel hatıralarının olduğu yakınlarından ayrı kalması gerçekten çok ızdırap verici oluyor. Bu acının tesiri akıl, sabır ve şükürle biraz azalırken, sonuçta er geç bizlerin de darul fenadan göçüp ölümü tattıktan sonra bizden önce ahrete intikal etmiş olan yakınlarımızla tekrar yeniden kavuşacak olmanın düşüncesi ile biraz teselli olmaya çalışıyoruz.
Bu manada, yüce Allah’ın bizlere akıl ve sabır ihsan etmesini niyaz ederken, verdiği her nimet için kendisine sonsuz hamd ve şükürler olsun.
Dürüst ve şeffaf bir toplumda; lütufta geride, kahırda önde olan dostlarınızın çok olması dileği ile kalın sağlıcakla…