“Mezopotamya’nın Edessa şehrinden Makedonya’nın Edessa Şehrine” - Urfa Hizmet HABERUrfa Hizmet HABER “Mezopotamya’nın Edessa şehrinden Makedonya’nın Edessa Şehrine” - Urfa Hizmet HABER

“Mezopotamya’nın Edessa şehrinden Makedonya’nın Edessa Şehrine”

Av.Müslüm C.AKALIN
Lise müdürümüz rahmetli Mustafa Bengisu hocamızın 1968 yılında yayınlamış olduğu “Urfa İlinin Coğrafyası” adlı kitapta Urfa’nın akarsuları özel bir yer kaplıyordu. Kitapta, ilçelerde bulunan çok sayıdaki sularla birlikte kulaklarımıza aşina olan, Bamyasuyu, Aşık köyü etrafındaki tepenin eteğinden doğan Kehrizsuyu, Cavsak suyu; Germuş suyu, Açıksu, Süleymanpınarı, Direkli suları, Edene ve Diphisar’dan beslenen Culap suyu, Mecrihan suyu, Halilürrahman gölü Aynizeliha gölü ve suları, Devteşti suyu, Sancak suyu, Yukarı Koymat suyu, Gölpınar suyu, Anzeli pınarı, Çamurlu suyu, Belih suyu, Habur nehri, kaynaklarını Cebece, Akpiyar ve Dipsiz menbalarından alan Karaköprü suları, Tülmen suyu, Tatarhöyük suyu, Yarımtepe suyu, Cülmen suyu, Çömlekçi, Ağçahisar, Ördek köylerindeki akarsular, Esemkulu suyu, Kırkpınar suları, Köprülük suyu, Demircik ve Direkli vadilerinden kaynayan ve Romalılar devrinde Daysan adıyla tanınmış olan Karakoyun suyu ve daha aklımıza gelmeyen suları anlatılıyordu. Tabii ki bunlardan bir bölümünün kavuştuğu Fırat nehri o zaman da bölgenin hayat kaynağıydı ve şüphesizdi ki tarih boyunca yerleşik toplumlar bu su kaynaklarına çok şey borçluydular.
H.1307 (M.1889) tarihli Halep Salnamesi’nde Urfa hakkında şunlar  anlatılmaktadır: “..Tarihçilerden bir takımı, Urfa’nın Milat’tan 400 yıl önce Selefkoslar tarafından kurulduğunu yazmışlarsa da, Urfa’nın Hazreti İbrahim zamanında mevcut ve Kitab-ı Mukaddes’te mezkûr olmasına göre kuruluşunun pek eski olduğu aşikârdır.. Urfa’nın Selefkiler tarafından aslî vatanları olan Makedonya’nın merkezi Edessa‘ya   benzerliğinden kinaye olarak – ki Edessa Selânik vilayetinde şimdi Vodina denilen kasabadır- ve “çeşme” manasına gelen Kaliruha ve bir aralık da Antakya namı verilmiştir ki, Ruha adı bunun kolay söylenişi; Urfa namı da Ruha’nın galatı olsa gerektir.. Urfa şehri zamanın geçmesiyle Selefkilerin hanedanlarından bazılarına, sonraları da Abgar denilen hükümdarına hükümet merkezi ve sonra da Romalılara eyâlet merkezi olmuştur Romalılar zamanında Urfa’da birçok silâh atölyeleri ve depolar var idi. Urfa, giderek Sasânilerin ve Hazreti Ömer Efendimizin hilafetleri döneminde Arapların, sonra Selçukîlerin, Haçlıların ve sonra Türklerin, İranîlerin eline geçtikten sonra H.921 (M.1516) tarihinde Osmanlıların adil idaresine intikal eylemiştir”.
***
Makedonya kralı II. Filip’in oğlu olan Büyük İskender, babası bir suikast sonucu öldüğünde 20 yaşında tahta geçti. 30 yaşına geldiğinde Yunanistan’dan Hindistan’a kadar, dünyanın en büyük imparatorluklarından birini kurmuş, 33 yaşında Babil’de öldüğünde ise saltanatı süresince girdiği hiçbir muharebede yenilmeyen tarihin en ünlü komutanlarından biri olarak tanınmıştı. Ölümünden sonra imparatorluk parçalandığında Suriye’nin kuzeyinde hakim olan kumandanlarından I. Selefkos, Aramice Urhai/Orhay olarak bilinen bu şehre, doğduğu toprakları hatırlatan “suları bol” anlamındaki “Edessa” adını vermişti. İngiliz Prof. J.B.Segal, “Edessa-Kutsanmış Şehir” adlı ünlü eserinde Edessa’nın I. Selefkos tarafından yeniden kuruluş tarihinin  M.Ö. 302-303 tarihleri olduğunu belirtmiştir.
Edessa, o zaman Helen hakimiyetinde bulunan ve bugünkü Yunanistan’ın kuzeyinde yer alan, suları ve şelaleleriyle ünlü şehrin adıydı. 6 ve 7. yüzyıllardaki Slav göçleri sonrasında bu şehre Makedonca su anlamına gelen “Voda” dan türetilen “Vodina” adı verilmiş, Osmanlı egemenliğinde kaldığı 500 yıl boyunca bu adla anılmıştı. İslâm Ansiklopedisine göre, “VII. yüzyılın ilk dönemlerindeki Slav işgallerine kadar Edessa adıyla anıldı; Bu ad, Slav hâkimiyetinde Vodena’ya, Osmanlı döneminde Vodina’ya dönüştü, 1922’den itibaren tekrar eski adını aldı”.
Büyük İskender’in şehrin ortalarında gösterişsiz küçük bir heykelinin bulunduğu şehir, meşhur Egnatya Yolu üzerinde bulunmaktadır. Bu yol, Adriyatik Denizi’nden İstanbul Boğazı’na kadar uzanan Roma kolonilerini birbirine bağlamak amacıyla inşa edilmişti. Haçlı Seferleri sırasında kara yoluyla doğuya yapılan yolculuklar da İstanbul’a kadar bu yolu takip etmiştir.
***
Evliye Çelebi, ziyaret ettiği ve “Su yurdu” dediği Vodina’yı anlatırken “Lâtincede Vodina su demektir, suyu gayet çok olduğundan Lâtin kavmi bu şehre Vodina adını vermiştir” diyerek, Seyahatnamesinin 8. Kitabında Vodina Kalesi ve şehrini ve gözlemlerini kendine özgü renkli üslûbuyla anlatır:
 “..Kurucusu Sırp krallarıdır. Gazi Evrenos fethidir ki Rum, Sırp, Bulgar ve Lâtin elinden bilek zoruyla ele geçirilmiştir Rumeli eyaletinde Selânik sancağı toprağındadır.. Yeniçeri Serdarı, şehrin zeamet sahibi Çanakçızade adlı Ağası,  Kethüdası ve Subaşısı vardır. Kale Dizdarı ve Kulları yoktur ama Ayânı çoktur. Kalesi göklere uzanmış bir yalçınkaya üzerinde sarp ve sağlam Kale imiş. Fetih‘ten sonra yıkılmış ama yine ara ara kuleleri ayaktadır. Şehri de, o göğe uzanmış kaya üzerinde geniş ovada, bağlı bahçeli sayısız âb-ı hayat kaynak sulu 12 mahalledir. Dokuzu Müslüman ve üçü kefereler mahallesi, süslü bir şehirdir..
Garip ve acayip seyirliktir: Bütün Müslümanların ellerinde birkaç adet fermanları var ki Müslümanlar bayram namazlarını kılarken yahut kılıp camiden çıktıktan sonra o bayram gününde bir kâfir kapısından dışarı çıksa o an katlederler ama şimdi aman ve zaman vermeyip sünnet edip Müslüman ederler, büyük temaşadır.
Zira bir kere Müslümanlar Kurban Bayramı namazını kılarlarken bütün kâfirler ayaklanıp Müslümanlara camilerde basıp iki taraftan çok ölümler olmuştu, hamdolsun Kurban Bayramı bereketi ile Müslümanlar galip nice bin kâfiri kılıçtan geçirirler. Zamanlarının padişahı Gazi I. Murat Han‘dan Hatt-ı Şerif alırlar hala onun için kâfirler bayram gününde kapıdan dışarı çıkamazlar ama babası ve anasına küs ve kırgın olan sevimli olanlar ve güzel kızlar Müslüman olmak için kapısından taşra çıkınca o an tutup elbette her sene beşini onunu böyle Müslüman ederler. Öyle ikram ve saygıyla ve o Müslüman olanları adlandırılıp çeşit çeşit değerli elbiseler giydirip büyük alay ile mehteran çalarak şehri dolaştırıp elbette hanedan sahiplerinden ihsanlar alıverirler, bayramın üçüncü günü alaylardan sonra Müftü hanesinde sünnet edip çerağla ev-bark sahibi ederler, acayip hoş bir törendir.
Bu şehir toplam 1.060 adet baştanbaşa kırmızı kiremit örtülü mamur ve süslü altlı ve üstlü kârgir yapı, geniş bağlı ve bahçeli evlerdir. Her evde hayat pınarı gibi değirmen yürütür sular akıp fıskiye havuz ve şadırvanlara dalıp oradan aşağı tabakhaneye gider. Oradan aşağı, şehrin kenarında göklere baş uzatmış kayalardan üç Süleymaniye minaresi boyu aşağı selsebil gibi çağladığı da ibretlik bir seyirdir. Bütün akarsuların çağlaması gürültüsünden insanın kulakları gök gürültüsü gibi çınlar, bütün suların ayağı Vardar nehrine karışır.
Sultan Murat Han Camii, eski tarz ibadetgâhdır. Sonra Hüsrev Efendi Camii’nin Vodina kapısı üzerinde iri yazı ile H.1010 (M.1602) tarihi vardır. Nurettin Efendi Camii, Yeni Cami’, Hasan Ağa Camii, Teke Mahallesi Camii, Öteyaka Camii, Yeni Mahalle Camii ve Zafer Ağa Camii ve bunlardan başka 11 adet mahalle mescidi vardır.
Bu şehirde asla kurşun örtülü yapılar yoktur hepsi kiremit ile örtülü mamur hayır eserleridir ve bir adedi medresedir ve tamamı dört adet sıbyan mektebidir. Olancası iki adet Derviş tekkesidir ki Tekke Mahallesi namı ile bilinir ve hepsi bir adet can rahatı hamamdır ama suyu boldur ve olancası on adet küçük büyük misafir hanlarıdır ki hepsi kiremitlidir. Tamamı 300 adet sanayi dükkânçeleridir ancak eskiden beri Bedesteni yoktur ve hepsi bir adet aşevi imareti vardır, bütün zengin, fakir, Mecusî, Hristiyan ve herkese nimeti boldur hayır sahibi merhum Hüsrev efendidir ama acayip büyük bir vakıftır ve tamamı 70 adet su değirmeni vardır. Evler içinde de nice 100 küçücük değirmenleri var, zira her hanede birer ikişer adet akarsu bulunur ve bütün caddelere kaldırım döşeli olup üzerlerinden berrak ve saf sular akar. şehir içi pâk kaldırımdır ki çer-çöp ve pislikten asla eser yoktur. Bu şehir içerisinde on yerde kayalardan gökyüzünden üç minare boyu sular aşağı atıldığı yerlerde de değirmenler bağlar ve bahçeler vardır..
Ve mahbubu ve mahbubeleri gayet çoktur ve Rum kızları ve avratlarının peri yüzlüleri olur ki acayiptir. Hatta bazı Ayânı kibar âşık olup kefere güzellerini nikâhla alırlar, gayet garip dostu adamlar ve güzelleri olur.
Ve yedi adet kiliseler vardır bunlarda da batıl inançlarınca İsa için bakire kalmış kızlar var ki sanki her biri birer çeşit güneş parçalarıdır ve peri yüzlü muğ-beçe ruhban oğlanları vardır ki her biri bir çeşit yüz güzelliğinde, maralî ve gazalî gözlü ve şirin sözlü putperest gencecik putları vardır..
Belde halkının özel lehçeleri vardır, genellikle Rum lehçesi gibi konuşurlar. Mesela her söz sırasında varmışık, gelmişik, vurmuşık, almışık, yemişik lâfzını tekrar ederler, sözün kısası (şik) sözlerini çok kullanırlar ve bütün halkı zevk ehli olup gezip dolaşmaya düşkünlerdir her gün birer mesire yerlerinde eğlenir gezerler. Kırk yerde dinlenme ve gezinti yerleri vardır.. Yer yer akarsuların kenarları maksure sedir ve sofralar ile bezenmiş mutfak ve kebap çarklarıyla donanmıştır. Ab-ı hayatları akıp her yüksek ağacın dallarında taze civan yiğitler salıncaklar kurup âşıkları kolanlar çekip sallanırlar.”
***
Sultan I. Murad döneminde Osmanlı topraklarına katılmış bulunan Vodina (Edessa) Yunanistan’ın kuzeyinde, Selânik’e 90 km uzaklıkta bulunan, yaklaşık 20.000 nüfuslu bir yerleşimdir. Manastır ile Selânik’i birbirine bağlayan tren yolu üzerinde bulunan şehir, 500 yılı aşan bir süre Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetinde kalmıştır. Balkan Savaşları’ndan sonra Yunanistan’ın hâkimiyetine geçen şehir, daha sonra yapılan Mübadele sonucunda Müslüman nüfus tarafından terk edilmiştir.
Çoktandır niyet ettiğimiz, eski Urfa’ya adını vermiş olan  Makedonya’nın Edessa şehrini ziyaretimiz Nisan ayı sonlarına rastladı. Tatil dolayısıyla bölgede, muhtemelen Ege ve Marmara bölgelerinden gelmiş olan Mübadillerin torunlarını taşıyan çok sayıda Türkiye plakalı otobüs göze çarpıyordu. Edessa/Vodina, Milâttan önceye dayanan tarihin eski dönemlerinden beri “Sular şehri” olarak ünlüydü. 14. yüzyılın sonlarına doğru meydana gelen depremlerle oluştuğu ifade edilen ve Yunanistan’ın en büyük şelâlesi olan 70 metre yüksekliğindeki Karanos Şelâlesi, diğer şelâlelerle birlikte gezginlerin ve hafta sonu ziyaretçilerinin ilgi odağıydı. 1924’de Türkiye’den göç ettikten sonra ailesinin yerleştiği Edessa’da Lise öğrenimini yapan Yunanlı şair Menelaos Lountemis, Edessa’nın yüksek şelâleleri için “Tanrı’nın göğe çıkmak için bastığı basamak” ifadesini kullanmıştı.
Şehrin yer aldığı yüksek dağ üzerindeki geniş parkların içinden geçen kanalları, küçük köprüleri ve tarihî değirmenleri izleyen yürüyüşlerde, ziyaretçilere akan sular eşlik ediyordu. Şelâlelerin eksilmeyen uğultusunda yeşillikler arasındaki restoranlarda yenilecek Vodina Güveci gibi yerel yemeklerin tadılarak geçirildiği saatlerle, içerinde bir tek bina bile bulunmayan ve gözün alabildiğine uzanan yeşil ovaların bir fincan kahve eşliğinde seyredilebileceği kafelerin huzur verici ortamı yorgunluk gidermek için idealdi.
O tarihlerde büyük çoğunluğu yakın çevredeki Vardar Ovası ve Karacaova bölgesi diye adlandırılan düzlüklerde kurulmuş olan Müslüman köylerini de gezen Evliya Çelebi’nin geldiği yer Vodina’nın sonraki yerleşimiydi ve Çelebi, burası için “ dokuzu Müslüman ve üçü kefereler mahallesinden oluşan süslü bir şehirdir” diye yazmıştı. 1894 tarihli Selânik Salnamesine göre Selanik’in Vodina kazasının 64 köyü vardı. Eski yerleşimin kalıntılarının bulunduğu ören yeri ise, sırtını dayadığı yeşilin her türlüsünü taşıyan dağın eteğinde bulunmaktaydı ve bu konuda İslam ansiklopedisi, “Helenistik döneme ait temellere dayanan sur ve burçlarının bazı kısımları bulunmuştur. Dolayısıyla burada aşağı şehre hâkim olan eski bir kale (Akropolis) bulunduğu anlaşılmaktadır” diye yazmaktaydı.
Varoş olarak adlandırılan eski şehir bölgesinde Mübadele’de yönetimin mülkiyetine geçmiş bulunan az sayıda eski evin restore edilerek turizme kazandırılması yolunda çalışmalar yapıldığı görülüyordu.  Osmanlı döneminde Vodina şehrinde yapılmış olan zarif Köprü’den başka dokuz Cami’den geride ve ayakta kalan tek Cami olan Yeni Cami’in de Yunanistan hükümetince kültür hizmetlerinde kullanılmak üzere restorasyonunun yapılacağı medyada yer almıştı.
Edessa/Vodina’ya yaptığımız gezinin bitiminde bir bahçe içindeki koklaşan ceylanlar bizim için nostaljik bir sürprizdi. Haziran ayında ziyarete gitmiş olsaydık, bir de kirazıyla ünlü olan Vodina’nın geleneksel Kiraz Festivali’ne tanık olacaktık. Ancak,  Makedonya’daki Edessa, adını verdiği Mezopotamya’daki Edessa kadar zengin ve görkemli olmasa da; bizler için doğup yaşadığı şehre dair bir şeyler öğrenip 2300 yıl öncesinin  “sular şehri”ni hayâl etmek son derece keyifliydi.

steak

steak

steak

steak

steak